Baromuza ulaşan duyumlara göre Kamuda görev yapan Avukatlar meslektaşlarımızın görev tanımları içerisinde yer almayan hal ve şartlarda çalıştırıldığı meslektaşlarımız tarafından sıklıkla dile getirilmektedir.

Bilindiği üzere Kamu avukatlığı, yargının kurucu unsurlarından savunma vazifesinin kamu/devlet adına yerine getirilmesi yanında, yürütmenin işlemlerinin hukuka uygun tesis edilmesinde etkin rol oynayan ve yargı içinde yürütmenin temsilciliğini yapan bir kamu görevidir.

Kamuda istihdam edilen Kamu Avukatları yürütme organının yargı yerlerinde temsil ve savunuculuğu görevi yanında idari bir takım görevleri de yürüterek; idarenin hukuka uygun hareket etmesine katkı sunmakta ve Hukuk Devleti ilkesinin gerçekleşmesinde önemli rol oynamaktadırlar.

1136 sayılı kanunun 2. maddesine göre Avukatlığın amacı : «Hukukî münasebetlerin düzenlenmesine, her türlü hukukî mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesine ve genellikle hukuk kurallarının tam olarak uygulanması hususunda yargı organları ve hakemlerle resmî ve özel kurul ve kurumlara yardım etmek» tir. Bağlı avukatlar bu amaç içindeki çalışmalarını yalnız resmî dairelerdeki işlerine adamakla yükümlüdürler. (1136 sayılı Kanun mad. 12) Serbest Avukatla, bağlı çalışan avukat arasında bu açıdan bir fark yoktur. Tek ayrılık hizmetin tek müvekkile arzı bakımındandır. Avukatlığın diğer bir yönü de danışmanlık yapmak suretiyle kanun yolunu Önceden göstermek ve çekişmenin doğmasını önlemek ya da mahkemeye gitmeden çözümünü sağlamak ve çekişmeyi önlemektir.

Kamuda çalışan meslektaşlarımızın 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda belirtilen amaç dışında çalıştırılması hususu…

 Son zamanlarda kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan avukat meslektaşlarımızın, ihale, satın alma, kira tespit, disiplin gibi icrai komisyonlarda ve kurullarda görevlendirildikleri ve bu komisyonlarda ve kurullarda oylamalara katılarak, alınan kararlara iştiraklerinin sağlandığı görülmektedir.

Avukatlık Hizmetleri Sınıfında çalışanların kurumlarını yargı mercilerinde temsil yetkisi vardır ve bu yetkinin kullanılması asıldır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki Avukatlık tanımı, avukatlık hizmetleri sınıfındaki personelin görevlerini açıkça tanımlamıştır.

657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun, Tesis Edilen Sınıflar Başlıklı 36. Maddesinin Avukatlık Hizmetleri Sınıfı Başlıklı V. Bendinde "Avukatlık hizmetleri sınıfı, Özel kanunlarına göre avukatlık ruhsatına sahip, baroya kayıtlı ve kurumlarını yargı mercilerinde temsil yetkisini haiz olan memurları kapsar." hükmü ve aynı kanunun memurun başka sınıfta ve derecesinin altında bir görevde çalıştırılmıyacağı başlıklı 45. Maddesinde "Hiç bir memur sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz" hükmü yer almaktadır.

Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde ve özel bütçeli idarelerde hukuk hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin esasların belirlenmesi ve hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasını düzenleyen 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinde Hukuk birimlerinin idarelerde muhakemat hizmetleri ile hukuk danışmanlığına ilişkin iş ve işlemleri yürütmeye ilişkin görev ve sorumlulukları belirlenmiştir.

Avukatların hak ve görevleri özel kanun olan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 2. maddesine göre Avukatlığın amacı:"Hukukî münasebetlerin düzenlenmesine, her türlü hukukî mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesine ve genellikle hukuk kurallarının tam olarak uygulanması hususunda yargı organları ve hakemlerle resmî ve özel kurul ve kurumlara yardım etmek"tir.

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 12.Maddesinin son fıkrasında"Bir kadroya bağlı olarak aylık veya ücreti Devlet, il veya belediye bütçelerinden yahut Devlet, il veya belediyelerin yönetimi ve denetimi altındaki daire ve müessese yahut şirketlerden verilen müşavir ve avukatlar, yalnız bu daire, müessese ve şirketlere ait işlerde avukatlık yapabilirler."denilmek suretiyle kamu kurumlarında çalışan avukatların görev sınırı belirlenmiştir.

   Kamu kurumlarında görev yapan avukatlar, "1.Hukuk Müşaviri", "Hukuk Müşaviri" , "Hukuk İşleri Müdürü", "Müşavir Avukat", "Avukat" gibi unvanlarda çalışmaktadır. Bunlardan 1.Hukuk Müşaviri, Hukuk Müşaviri ve Hukuk İşleri Müdürü gibi unvanları taşıyanların idari bir görev yaptıkları ve kurumları adına imza yetkisi kullandıkları aşikardır. Bunun yanında bazı avukat meslektaşlarımızın, ihale komisyonu, satın alma komisyonu, kira tespit komisyonu, disiplin kurulu gibi komisyon ve kurullarda görevlendirildikleri görülmektedir. Bu görevlendirmeler genellikle kurumların iç işleyişi gereğince ve bazen de yönetmeliklerle yapılmaktadır.

   Avukatlığın temsil dışındaki diğer bir yönü de danışmanlık yapmak suretiyle kanun yolunu önceden göstermek ve çekişmenin doğmasını önlemek yada mahkemeye gitmeden çözümünü sağlamaktır. Bu yönden kurum avukatlarının ihale komisyonu, satın alma komisyonu, kira tespit komisyonu, disiplin kurulu ve diğer icrai kurullarda ancak "danışman" olarak bulunmaları mümkündür. Avukatların bu kurullardaki görevi Avukatlık Kanununun 2. maddesinde yer alan hukukî yardımdan ibarettir. Avukatların kurullara verecekleri mütalaalar, danışmadan öteye geçmeyen ve bağlayıcı nitelik taşımayan görüşlerdir. Bu bakımdan avukatların icrai komisyon ve kurulların bünyelerinde yer almaları ve oy sahibi olmaları istenemez. Böyle bir istek Avukatlık Kanunu ile saptanan mesleğin temel ilkelerine aykırı olacaktır.

Avukat meslektaşlarımızın bizzat veya komisyon üyesi sıfatıyla ihale, satın alma, kira tespit, disiplin komisyonlarında yer alması halinde, asıl olarak yapılan bir işte vekil olunamayacağı ilkesi gereği, aynı konuda doğmuş ve doğacak hukuki ihtilaflarda avukatlık görevini yapamaması sonucu ortaya çıkmaktadır ki; bu durum kamu kurumlarında çalışan avukatların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda belirtilen amaç dışında çalıştırılması anlamına gelecektir.

Bu nedenlerle avukatın asli görevinin savunma olduğu, savunma dışındaki yapacakları görevlerin ancak hukuki yardımdan ibaret bulunması nedeniyle yürütmeyle ilgili kurullarda (ihale komisyonu, satın alma komisyonu, kira tespit komisyonu, disiplin kurulu gibi komisyon ve kurullarda) görevlendirilmesi yukarıda izah edildiği şekliyle hukuka uygun değildir.

Kamuda çalışan mesleslektaşlarımıza  yönelik “Mobbing” iddiaları…

Çalışma ortamının doğduğu, işveren-çalışan ilişkisinin başladığı anda doğan ve/veya doğma ihtimali bulunan ancak varlığı isimlendirilemeyen, hukuki altyapıya kavuşturulamayan psikolojik taciz kavramı son yıllarda “mobbing” adı altında sıklıkla duyulur hale gelmiştir. Konuyla ilgili bilimsel çalışmaların sayısı artmış, konunun uzmanları çoğalmış ve gelinen noktada kamuoyunda önemli bir farkındalık oluşmuştur. Taciz uygulayan kamu görevlileri hakkında açılan davaların sayısı da giderek artmaktadır

Kamuda görev yapan meslektaşlarımıza da Hukuka aykırı bir şekilde sırf memuru yıldırmak amacıyla, hakkında disiplin soruşturmaları açıldığı ,disiplin cezası verildiği ,geçici görevlendirme, naklen atama yoluyla da psikolojik tacize maruz kaldıkları duyumları alınmaktadır.

Anayasa’nın 12. maddesine göre, herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. İşyerinde psikolojik taciz de Anayasa’da düzenlenen birçok temel hak ve özgürlüğün ihlali niteliğindedir. Örneğin, Anayasa’nın 17. mad­desinde ise, herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, kimseye işkence ve eziyet yapılama­yacağı, kimsenin insan onuruyla bağdaşmayan bir cezaya veya mu­ameleye tabi tutulamayacağı düzenlenmektedir. İşyerinde psikolojik taciz, insan onuruyla bağdaşmadığından, Anayasa’nın bu hükmünün açıkça ihlali niteliğindedir.

Anayasa’nın 5. maddesinde, devletin temel amaç ve görevleri ara­sında kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilke­leriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak sayılmaktadır. Devlet bu görevleri kapsamında, işyerinde çalışma huzurunun sağlanması için gerekli politikaları belirlemeli, düzenlemeleri yapmalı ve tedbirleri almalıdır.

Anayasa’nın 10. maddesinde herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, si­yasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, ayrıca Devlet organlarının ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilke­sine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları belirtilmektedir. Buna göre, kamu kurum ve kuruluşlarında, tüm kamu görevlilerine ayrımcılık yapılmaksızın, eşit muamelede bulunulması zorunludur.

Anayasa’nın 49. maddesinde, herkesin çalışma hakkı ve ödevi olduğu belirtildikten sonra, devletin yükümlülükleri arasında, çalış­ma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri almak da sayılmaktadır. Dolayısıyla, devlet çalışanları korumakla ve çalışma ortamında huzuru ve barışı sağlamakla yükümlüdür.

Anayasa’nın 56. maddesine göre ise, devlet, herkesin hayatını, be­den ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük kapsamında devlet, işyeri sağlığının korunması ve sağ­lanması için de gerekli tedbirleri almak zorundadır.

Bunun yanı sıra, psikolojik taciz Türk Ceza Kanununun 94. Maddesinde ‘işkence suçu’ kapsamında da düzenlenmiştir. Anılan hükmün 1.fıkrasında,

“Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” ifadesi yer almaktadır. TCK da yer alan bu düzenleme kişiye psikolojik tacizde bulunan kamu görevlisi hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunma hakkı sağlamaktadır.

Nitekim657 sayılı DMK md. 10/2-3’de amirin maiyetindeki memurlaraeşit davranma yükümlülüğü düzenlenmektedir:“Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır.

Amir, maiyetindeki memurlara kanunlara aykırı emir veremez ve mai­yetindeki memurdan hususi bir menfaat temin edecek bir talepte bulunamaz, hediyesini kabul edemez ve borç alamaz.

Bu nedenle, amir konumunda bulunan kişilerin, astlarına eşit davranmaları ve hiçbir ayrımcılık yapmamaları gerekmektedir

20.06.2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun10 yürürlüğe girmesidir.11 Kanun’un amacı “işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağ­lanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenle­mektir” (md.1). Kanun’un 2. maddesinin 1.fıkrasına göre ise bu Kanun, kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine uygulanacaktır.12 Yine Kanun md. 3/1-b’de çalışan, “kendi özel kanunlarındaki statülerine bakılmaksızın kamu veya özel işyerlerinde istihdam edilen gerçek kişi” olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla, Kanun kamu görevlileri bakımından da koruma sağlamaktadır. Kanun’da kamu sektörüne de yer verilmiştir.

Kanun’a göre işveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür (md.4/1). Bu hükme göre, idare de kamu görevlilerinin işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğuna göre, işyerinde psikolojik tacizi önlemek için gerekli denetimleri yapmalı ve tedbirleri almalıdır.

Diğer taraftan, 19.03.2011 tarihli ve 27879 sayılı Resmi Gazete’de, “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı ve 2011/2 sayılı bir Başbakanlık Genelgesi yayımlanmıştır. Genelge, hem özel sektörde hem de kamu kurum ve kuruluşlarında meydana gelen psikolojik tacizi kapsamaktadır. Genelge’de, psikolojik tacizin çalışanlar üzerindeki olumsuz etkileri sayılmaktadır. Genelge’ye göre psikolojik taciz, çalışanların onurunu zedelemekte, verimliliğini azaltmakta ve sağlığını kaybetmesine neden olmaktadır.

Nitekim, bir Danıştay kararına göre “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda aynı kurum içinde geçici görevlendirme konusu düzenlenmemiş olmakla birlikte, bir kamu kurumunun mevzuatla belirlenmiş olan görev alanı içinde yer alan “geçici” nitelikteki bir hizmeti ya da, değişen ve gelişen sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sonucu olarak ortaya çıkan, henüz örgütsel altyapısı oluşturulmamış ve bir kadro ile ilgilendirilmemiş olan “yeni bir kamu hizmetini” yürütmek amacı ile durumu uygun olan kamu görevlilerinin, “kadroları ile hukuki bağlarını sürdürmek ve belli bir süre ile sınırlı olmak üzere” atamaya yetkili amir tarafından ge­çici olarak görevlendirilmeleri olanaklıdır. Bu işlemin kurulmasında, yuka­rıda nitelendirilen kamu hizmetlerinin yürütülmesi amaç edinilmeli: kamu yararı ile bağdaşmayan, örneğin kamu görevlisini görevinden fiilen uzaklaş­tırmak veya onu cezalandırmak gibi hizmet gereklerine ters düşen bir sonuç amaçlanmamalıdır”. D.5.D., E.1997/2711, K.1998/270, 09.02.1998 

Kamu görevlilerinin kişilik hakları göz önüne alındığında bu haklara yönelik saldırıların Medeni Kanun ve Borçlar Kanunun ilgili hükümleri kapsamında haksız fiil, diğer kanunlar dairesinde suç teşkil edeceği açıktır. Kamu kurumları, psikolojik tacizin çalışma ortamının barışı ve devamlılığı ve verimi için önemini kavramalı bu kapsamda çalışma huzuru ve barışını sağlanarak çalışanların ruh sağlığının korunması ilk hedef olarak kabul edilmelidir. Bu sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde kurumun sorumluluğuna gidileceği unutulmamalıdır.

Kamuda çalışan meslektaşlarımızın MESAİ SORUNU

Kamu avukatlarının önemli sorunlarından biri de, diğer devlet memurlarına uygulanan mesai saatleri uygulamasına tabi olup olmadıkları hususudur. Eski ve istikrar bulmuş pek çok yargı kararıyla da çözümlenmiş olan bu sorun, son zamanlarda avukat istihdam eden bir kısım kamu kurumlarınca yeniden gündeme getirilmeye çalışılmaktadır.

Gerçekten de, kamu kesiminde fedakarca çalışan kamu avukatları, asla mesai mefhumu gözetmezler. Pek çok kamu avukatı, il merkezlerinde istihdam edilmekte olup, ilçe adliyelerinde yürütmekte oldukları dosyalar nedeniyle uzun yolculuklar yapmak zorunda kalmakta, duruşmalara ve haciz işlemlerine yetişebilmek için sabahın erken saatlerinde, diğer devlet memurları mesailerine başlamadan hatta uyanmadan, yola koyulmakta, duruşmaların uzaması nedeniyle çoğu zaman öğle arası vermeden bütün gün çalışmak, gün içerisinde çok sayıda dosyanın duruşmasına girmek zorunda olduklarından, neredeyse bütün duruşmalar boyunca ayakta durmak, çok sayıda dosyanın keşif işlemleri için uzun yolculuklar yapmak ve kilometrelerce yol yürümek zorunda kalmaktadır. Bazı ilçe duruşmalarından sonra, diğer devlet memurları işlerini çoktan bitirmiş ve evlerine varmışken, kamu avukatı meslektaşımız otogarlarda otobüs beklemekte ve gecenin geç saatlerinde evine ulaşabilmektedir. Yine aynı avukat meslektaşımız, ertesi günün sabahında, bir başka ilçedeki duruşmaya yetişmeye çalışmakta ya da rutin işleri için çalıştığı kuruma gitmek zorunda kalmaktadır. Avukatlık mesleği, kamuda bir kariyer memurluk olup, kamu avukatları idari kurallarla bağlıyken, aynı zamanda Avukatlık Kanunu hükümlerine de tabidirler. Yani kamu avukatları, serbest avukatlarla aynı hak ve yükümlülüklere sahiptir. Hal böyle iken, serbest avukatın işi kabul etme zorunluluğu bulunmazken, kamu avukatının kendisine verilen bir işi kabul etmeme hak ve imkânı bulunmamaktadır. Ne kadar çok iş yükü olursa olsun kamu avukatı, kendisine tevdi edilen dosyayı almak ve bu dosyanın gereklerini süresinde ve titizlikle yerine getirmek zorundadır. İstihdam eden idarelerin bir kısım yetkilileri, kamu avukatından üstün bir performans beklemekte ve dava dosyalarının idare aleyhine sonuçlanması halinde de, yapmış oldukları işlemin hukuka aykırı olduğunu unutarak, kamu avukatı meslektaşlarımızı sorumlu tutmaktadır. Yine idareler, kamu avukatlarının diğer bütün memurlar gibi mesai saatlerine tam olarak uymalarını istemekte ve buna aykırı davranan meslektaşlarımıza disiplin cezaları vermeye yeltenmekte ya da bunu sürekli bir eleştiri konusu yapmakta, bu durumu avukata karşı bir koz olarak kullanmaktadırlar. İdareler, kamu avukatlarına da diğer memurlara uyguladıkları gibi, mesai takip defteri imzalatmak ya da mesai takibi için turnike sistemlerinden geçmeye zorlamak gibi uygulamalar getirmektedir.

Danıştay 12. Dairesi'nin muhtelif kararlarında, kamu avukatlarının mesai takip defteri imzalamaya zorlanamayacağı, mesai takip defterini imzalamayan kamu avukatlarına disiplin cezası verilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Danıştay 12. Dairesi'nin bir kararında;"Konya İdare Mahkemesinin 20.11.2000 günlü, E:2000/1145, K:2000/1566 sayılı kararıyla; Mal Müdürlüğü bünyesinde hazine avukatı olarak görev yapan davacının mesai takip cetvelini imzalamaktan imtina ettiği ve bu tutum ve davranışını ısrarla sürdürdüğünden bahisle dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı, hazine avukatlarının mesleğin özelliği dolayısıyla sürekli masa başında görev yapan bir memur gibi davalı idare içinde bulunmaları ve imza saatlerinde cetveli imzalamakla yükümlü tutulmalarının düşünülemeyeceği, zira hazine avukatlarının görevleri gereği çalışma saatlerinin bir kısmında duruşmalarda, icra dairelerinde, haciz ve keşiflerde bulunduğu, dava konusu işlemin davacının mesai saatlerine uymadığı ve mesai takip cetvelini imzalamaktan imtina ettiği nedeniyle tesis edildiği, davacının dairede bulunmadığı zamanlarda görevli olmadığını, görevini aksattığını gösterir bir belge sunulmadığı gibi, dosyada mevcut mahkeme kararlarında davacının her dosyanın duruşmasında saatinde hazır bulunduğu, yapılan keşiflere gittiği, keşiflerin çokluğu nedeniyle mesai saatleri dışında da görev yaptığı, görevini aksatmadığının belirtildiği, kaldı ki aynı nedenle verilen kınama cezasının da davacının itirazı üzerine üst disiplin amirince kaldırıldığı, bu durumda dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle iptaline hükmedilmiştir. ... idare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. Konya idare Mahkemesince verilen 20.11.2000 günlü, E:2000/1145, K:2000/1566 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı idare üzerinde bırakılmasına, 12.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi." denilmek suretiyle davacı kamu avukatının haklılığı ve idari işlemin hukuka aykırılığı ortaya konulmuştur (Danıştay 12. D. 2001/493 E., 2004/807 K„ 1.12.03.2004). Danıştay 12. Dairesi'nin 30.10.2001 tarih, 2000/2310 E. 2001/3576 K. sayılı kararı da emsal niteliktedir.

Son zamanlarda, elektronik mesai takip sistemlerinin geliştirilmesiyle birlikte,kamu kurumları da personelinin elektronik turnike sistemleri ile mesaiye devamlarını kontrol etmektedirler. Kamu avukatları da turnikelerden geçmek suretiyle mesai kontrolüne tabi tutulmaya çalışılmaktadır. Bu hususta bir kısım meslektaşımızca idare mahkemeleri nezdinde davalar açılmış ve bu davalarda da kamu avukatının turnikeden geçmek zorunda olmadığı karar altına alınmıştır. Denizli idare Mahkemesi'nin 2010/25 E. sayılı kararında bu durum şu şekilde vurgulanmıştır:

"657 sayılı Yasa’nın 99. maddesinde; memurların haftalık çalışma sürelerine, 100. maddesinde de; günlük çalışmanın başlama ve bitme saatlerine ilişkin hükümler yer almış olup, bu Yasa kapsamında görev yapmakta olan personelin mesaiye uyma zorunluluğu bulunduğu, tartışmasızdır. Dosyanın incelenmesinden;... Kurumu Denizli il Müdürlüğü “nün 30.12.2009 günlü ve XU-G9-17.296.942 sayılı iç Emri ile, hizmet binası giriş çıkış kapısına konulan turnikeler ile günlük mesai devam föylerinin koy utmayacağı, mesai giriş çıkışlarının bu turnikeler önündeki okuyucu kartları okutmak suretiyle giriş çıkış kontrolü yapılacağının duyurulması üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Avukatlık hizmeti, birçok Devlet memuru tarafından masa başında yürütülebilen hizmetlerden değildir. Kurum avukatları takip ve sonuçlandırılması ile görevli ve sorumlu oldukları işler nedeniyle, duruşmalara, haciz ve keşiflere katılmak, icra dairelerinde, kurumlarda ve mahkeme kalemlerinde bilgi toplamak ve işlem yapmak zorundadırlar.

Bu durumda, kurum avukatlarının masa başında görev yapan memurlar gibi mesai saatleri içinde sürekli görev yerlerinde bulunmalarının istenmesi ve belirlenen saatlerde turnikeler önündeki okuyucu kartları okutmak suretiyle giriş çıkış kontrolü yapılmakla yükümlü tutulmaları, görevlerini gereği gibi yapmalarına engel olacağından, kurum avukatlarının turnikeler önündeki okuyucu kartları okutmak zorunda oldukları yolundaki dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir."

Yine Maliye Bakanlığı'nın konu hakkındaki görüşü de şöyledir: "Bilindiği üzere, Avukatlık - mesleği; tümüyle bir - masa başı- görevi olmayıp, Hazine avukatlığı/Muhakemat Müdürlüğü birimlerimizin fiziksel varlığı (binaları) haricinde adliye (Ör.: duruşma ve dava dosyasının tetkiki, dava işlemleri vb. gereği) ve diğer kamu kurumları (davada taraf ve / veya ilgili birimlerle şifahi görüşmeler ve bilgi edinimleri gereği) ve hatta meskun alanlar dışındaki coğrafi mekanlarda (Ör.: keşif, bilirkişi tetkikatı, haciz, tespiti delil vb. muameleler gibi) yürütülen, özellikle adliye ile sıkı bir işbirliği içerisinde, özellikle dava işlemlerinin kanuni müddetler zarfında ifa edilmesini birincil öncelikte gerekli kılan bir meslek niteliğini haizdir. Bu durumda, avukatlık mesleğinin niteliği ve özelliği nedeniyle, Hazine Avukatlarından mesai saatlerine tamamıyla uymalarının beklenemeyeceği açıktır."

Nihayet, 6111 sayılı Kanun, bu sorunu çözümlemeye yönelik bir hüküm getirmiştir. 6111 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle birlikte, kamu avukatlarının mesaiye tabi tutulma sorunu, kanuni düzenlemeyle çözümlenmiş bulunmaktadır. 6111 sayılı Torba Kanun'un 104. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 100. maddesine eklenen 3. fıkrası aynen şu şekildedir: "(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/104 md.) Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkündür. Bu hususa ilişkin usûl ve esaslar, Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir."

Maddeye eklenen bu fıkra İle avukatlık hizmetinin özelliği gereği, kamu avukatlığı hizmetinin mesai saatleri ve görev mahalline bağlı kalınmaksızın ifa edilmesi, artık kanunen de kabul edilmiş ve sorun kesin bir biçimde çözümlenmiştir. Burada, konu hakkında uygulanacak usul ve esasların Devlet Personel Başkanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu kanun maddesinin varlığından haberdar olmayan idarelerin, iç mevzuatlarını bu maddeye göre yeniden düzenlemeleri ve bu maddeye aykırı yönetmelik, genelge, genel yazı ya da emirlerin düzeltilmesi yolunda adım atmaları gerekmektedir.

Kamuda çalışan meslektaşlarımıza yönelik genel sorunlar

Kamuda  Avukat unvanlı personele, duruşmalara gidebilmeleri için araç tahsisi veya geçici görev onayı konusunda sorun çıkarıldığı, Avukat unvanlı personele bölge müdürlükleri/bağlantı müdürlüklerin icrai nitelikte yazı ve talimatlarını hazırlama görevi verildiği,bu kapsamda yazılı hukuki görüş talep edildiği, Avukatların Şube Müdürü veya Şef unvanlı personelin maiyetine verildiği ve bu unvandaki personelin emir ve talimatlarına uymalarının istendiği, muhakemat hizmeti ile ilgili olmamakla birlikte adli kolluk birimlerinden/yargı mercilerinden gelen müzekkerelere cevapları hazırlayıp imzalamaya zorlandıkları,çalışma koşulları (oda,yardımcı personel, telefon vs..)açısından diğer memurlardan  dahi ayrı tutulduğu ve Avukatların görev tanımları içerisinde yer almayan muhtelif işlerin yaptırılmaya çalışıldığı da meslektaşlarımız tarafından sıklıkla dile getirilmektedir.Kamuda  görev yapan meslektaşlarımız için çalışabilecekleri uygun bir mekan ve gerekli donanım (büro mobilyası, bilgisayar, yazıcı, tarayıcı, telefon, belgegeçer, evrak imha aleti ve hizmet için gerek görülen diğerleri) sağlanmadığı  ,mahkemeler ile görüşmelerini sağlamak üzere yeterli sayıda telefon hattı tahsis edilmediği de sıklıkla dile getirilmektedir. Kamunun iş hacmine ve çalışma plânına uygun olarak hizmet aracı tahsis edilmesi ve diğer fiziki şartlar ve imkanların tahsisi edilmesi iş ve işlemlerin yürütülmesinde, yazışma ve iş ilişkilerinde kolaylıklar sağlayacağı aşikardır.

Fedakarca kurumlarını yargı mercilerinde temsil yetkisini haiz olanKamu avukatlarını son derece üzen, mesleki onuru zedeleyen birtakım muameleler ve hukuka aykırı uygulamaların  son bulmasını ve  icra edilen  görev ve sorumlulukların idarelerce göz önüne alınarak   iç mevzuatta bu yönde düzenlemeler yapılmasını temenni ederiz.

Ankara Barosu avukatlık mesleği , mesleğin itibarı ve meslektaşlarımızın korunması konusunda hiçbir suretle taviz vermeyecek ,oluşabilecek somut olaylarda hukuki süreçlere müdahil olarak tüm süreç boyu meslektaşlarımızın yanlarında olacaktır.

Ankara Barosu Kamu Avukatları Kurulu

 
Sicil :
Adı :
Soyadı :